Bunun ilk yansımalarını ülkeler, ani iklim değişikliği anomalileri; kuraklık veya afet boyutundaki yağışlar/taşkınlar ve gıda üretimindeki dar boğazlar ile yaşamaktadır. Ancak günümüzdeki sorunlar önlem alınmadan ve durdurulmadan devam ederse; sorunların ikinci başlangıç coğrafyası ve tükenmeye başlayan ekolojik havzaları, Akdeniz iklim kuşağındaki ülkelerde oluşacaktır.
Bu durum, Türkiye için ciddi bir uyarıdır. Ülkesel ve her ülkenin sorumluluğunda gelişen; ancak küresel boyutta oluşan sorunların çözümüne en az maliyette yaklaşım ve doğal olarak da toplumların gıda güvenliğinin/güvenirliğinin sigortası: biyoçeşitliliğin korunumu; iklim değişikliği ve arazi bozulumu ile savaşım, arazilerimizin doğal nitelik ve yeteneğine uygun olarak, “Bütünleşik Sürdürülebilir Havza Yönetimi” ile kullanabilmek ile sağlanabilecektir. Ne yazık ki Ülkemiz ve birçok Dünya Ülkelerinde yanlış ve amaç dışı arazi uygulamaları başta olmak üzere çölleşmeyi artıran yaptırımlar, yarınlarımız için ürkütücü
boyutlardadır. Çölleşme sorunlarını da destekleyen toplam sera gazı emisyon hacmine müdahale
için iyi/çevreye dost teknolojilerin kullanımı ile sanayinin koşullarını iyileştirmek, enerji ve ulaştırma
sektörlerinde sera gazlarını azaltmak amaçlı önlemler almak, konut ve hizmet sektörlerinde sera
gazı azaltışı için yatırımlar yapmak, ulaşım sorunlarını tekrar gözden geçirmek gibi iyileştirici
uygulamaların hayata geçirilmesi ve çevreye dost atık yönetimi gibi önlemlerin alınması ile
yatırımların toplam maliyetleri, ülkelerin ekonomilerini aşırı derecede zorlayacak kadar çok
yüksektir. Ancak kırsal arazi planlaması ve arazi kullanım planlaması (çevre düzeni planlaması) ile
arazilerimizin doğru kullanımı ve toprak amenajmanı kuramlarıyla yönetiminin getirisi; hem
çölleşme ve iklim değişikliğine çare hem de daha çok orandaki üretim artışıyla gayri safi milli
hâsılayı destekleyici niteliktedir.
Makalenin tam metni için ;
http://www.zmo.org.tr/resimler/ekler/29e2360ef277f77_ek.pdf
Yorumlar